Değerli okurlarım,
Ortanca evlat Çağan'la kol kola girerek İsveç’in başkenti Stockholm seyahatini nihayet gerçeğe dönüştürdük.
Bu seyahat özellikle gastronomi ve yiyecek içecek hizmetleri okuyan oğlumun mesleki gelişimi ve vizyonu için çok önemliydi.
Çok faydalı bir gezi olduğunu düşünüyorum.
Özellikle oğlum için...
Yolculuğumuz sabaha karşı Nazilli- İzmir tren yolculuğuyla başladı.
İzmir İstanbul ve İstanbul Stockholm uçuşlarıyla nihayet öğle saatlerinde İsveç’e ulaştık.
Stockholm'e ayak basar basmaz bizi samimiyetle karşılayan BESARA ailesinden dostlarımızın varlığı, yolculuğumuza ayrı bir anlam kattı.
Özellikle bu gezide başından sonuna kadar yanımızda olan, ilgisini ve desteğini eksik etmeyen değerli dostum Simon BESARA’ya yürekten teşekkür ederim. İyi ki senin gibi bir dostum var.
Beş güne sığdırılan bu küçük turun bana ve oğluma kazandırdığı en kıymetli hazine ise kuşkusuz kilometrelerce ötede, İsveç’in hiç durmadan yağan yağmurlarına rağmen Anadolu insanının o samimi sıcaklığıyla içimizin ısınması oldu.
Özellikle Mardin Midyat’tan yıllar önce bu topraklardan göç ederek İsveç’e yerleşen Süryani dostlarımızın bize gösterdiği yakınlık ve ilgi karşısında hayran kalmamak elde değildi.
Doğup büyüdükleri coğrafyadan, Anadolu’nun o bereketi ve samimiyetinden süzülüp gelen insanımız, nereye giderse gitsin özünü ve kimliğini korumayı başarmış.
Gittiğimiz her yerde saygı, gittiğimiz her yerde hürmet gördük; bizi gördüklerindeki o içten mutluluk gözlerinden okunuyordu.
İsveç’te bulunduğumuz süre boyunca Süryani toplumunun oradaki yaşamlarını, kurdukları düzeni yakından inceleme fırsatı buldum.
Şehrin en prestijli noktalarında açtıkları son derece şık restoranlar, mekanlar ve imza attıkları başarılı işlerle İsveç toplumunda saygın bir yer edinmişler.
Özellikle mutfak kültürlerini ve işletmecilikteki başarılarını yerinde görmek gastronomi eğitimi alan oğlum için de bulunmaz bir tecrübe oldu. Ancak beni asıl gururlandıran ve duygulandıran şey, sahip oldukları maddi başarılardan ziyade sergiledikleri duruş oldu.
Kendi aralarındaki o güçlü dayanışma, birbirlerine gösterdikleri derin sevgi ve saygı gerçekten takdire şayandı. En çok da kucak açıcı misafirperverlikleri.
Kendi içlerindeki bağları korurken, dışarıdan gelen misafirlerine gösterdikleri o engin ilgi, insana gurbette olduğunu unutturacak türdendi.
Coğrafyalar, sınırlar ya da iklimler değişse de bu toprakların mayasındaki insan sevgisi ve kültür kaybolmuyormuş.
Midyat’ın taş konaklarından çıkıp İsveç’in merkezine uzanan bir hikâye bu.
Onlar kendi çabalarıyla tutunmuş, üretmiş ve saygı kazanmışlar.
Tüm dostlarımın başarılarıyla onur duyuyor ve o sıcak ilgi için minnetlerimi sunuyorum.
Seyahatimizde bizlere mutfaklarını, sofralarını ve gönüllerini sonuna kadar açan güzel insan Çetin Bey’e, kıymetli eşi Annelie'ye, Alex’e, İranlı kardeşimiz Ali’ye, seyahatimizin son gününde tanışma fırsatı bulduğumuz Aydın Bey’e ve yeğeni Kevin kardeşime, Aydın Bey’in İspanyol restoranında bizleri misafir eden değerli çocukları Mike ve David'e, değerli insan Zeki Bey'e, İtalyan restoranı sahibi Mike Bey'e ve ismini hatırlyamadığım tüm arkadaşlara sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
İyi ki varsınız.
İyi ki hayatımızdasınız.
İyi ki yıllar önce tanımışız sizi.
İyi ki.
Sağlıcakla...
Not: İsveç'te gördüklerim, orada yaşadıklarımı ve gözlemlerimi önümüzdeki haftalarda kaleme almaya ve sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.