Elimize bir 200 liralık banknot alıyoruz.
Ön yüzünde Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk…
Arkasını çeviriyoruz.
Yunus Emre.
İlk bakışta gurur verici.
Türkçenin büyük şairlerinden biri, Anadolu’nun gönül insanı, yüzyıllar önce insanlığa sevgi, kardeşlik ve hoşgörü çağrısı yapan bir isim…
Ama sonra insanın aklına bir soru geliyor:
Yunus Emre gerçekten paranın arkasında olmalı mıydı?
Yunus Emre'nin dünyasına baktığımızda bu soru daha da anlam kazanıyor.
Çünkü Yunus'un derdi para değildi.
Mülk değildi.
Makâm değildi.
Dünyaya sahip olmak hiç değildi.
Onun derdi insanın kendisini bulmasıydı.
Gönlü zenginleştirmekti.
İnsanı insana düşman eden hırsları geride bırakmaktı.
Bugün dillerden düşmeyen şu söz ona atfedilir:
“Mal sahibi, mülk sahibi;
Hani bunun ilk sahibi?”
Bu iki satır bile Yunus'un dünya malına nasıl baktığını anlatmaya yeter.
Çünkü Yunus için insanın gerçek zenginliği cebindekiler değildi.
Gönlündekilerdi.
Bugün ise onun yüzünü bir banknotun üzerinde görüyoruz.
Üstelik o banknot, hayatımızdaki en temel değişim araçlarından biri.
Alışveriş yapıyoruz.
Borç ödüyoruz.
Maaş alıyoruz.
Bir şey satın alıyoruz.
Ve bütün bunların arasında Yunus Emre'nin yüzü elimizden ele dolaşıyor.
Burada bir çelişki yok mu?
Elbette Yunus Emre'nin 200 liralık banknotta bulunması, onun düşüncelerine hakaret etmek amacıyla yapılmış değildir. Tam tersine, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası banknot tasarımında Yunus'un portresinin yanında gül, güvercin, anıt mezar ve “Sevelim, Sevilelim” sözünü kullanmıştır.
Fakat semboller bazen onları seçenlerden daha güçlü konuşur.
Yunus'un yüzünü paranın üzerine koyabilirsiniz.
Ama Yunus'un düşüncesini paraya sığdıramazsınız.
Çünkü Yunus'un anlattığı zenginlik başka bir zenginliktir.
İnsanları ayırmayan…
Kibir üretmeyen…
Daha fazlasına sahip olma hırsını kutsamayan…
Gönlü yoksullaştırmayan bir zenginlik.
Yunus Emre'yi bugünün siyasal kavramlarıyla “emperyalizme karşı” bir düşünür olarak tanımlamak doğru olmaz. O, modern anlamda emperyalizm çağının insanı değildi.
Ama insanın insana üstünlük kurmasına, nefsin ve dünya hırsının insanı esir etmesine karşı söyledikleri bugün hâlâ çok güçlüdür.
İşte asıl mesele de burada.
Yunus'un yüzünü paraya koymak kolaydır.
Yunus'un sözünü hayata koymak zordur.
Bugün bir 200 liralık banknotu cebimize koyarken Yunus Emre'nin yüzü bize bakıyor.
Belki de bize şunu hatırlatması gerekiyor:
“Para senin olsun ama sen paranın olma.”
Çünkü bir toplumun zenginliği sadece cebindeki parayla ölçülmez.
Birbirine nasıl baktığıyla…
Komşusunun hakkını gözetip gözetmediğiyle…
Güçsüzün yanında durup durmadığıyla…
Ve en önemlisi, insanlığını ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür.
Yunus Emre'nin yüzünü paranın arkasına basmak belki yanlış değildir.
Ama Yunus'un düşüncesini yalnızca bir banknotun arkasında bırakmak büyük bir eksikliktir.
Keşke cebimizde taşıdığımız Yunus'un yüzü, gönlümüzde taşıdığımız Yunus'un sözlerini de her gün bize hatırlatsa.
Çünkü Yunus'un asıl mirası bir banknot değildir.
Asıl mirası insandır.
Ve belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey paradaki Yunus'a bakmak değil…
Yunus'un baktığı yerden dünyaya bakabilmektir.
Sağlıcakla