Türk tarihinde Yavuz Sultan Selim Han, o kadar geri plana itilmek(itilmiş) isteniyor ki, insan ister istemez soruyor: neden gizli bir el bunu yapıyor ya da yaptırıyor?
Yavuz Sultan Selim Han’ın Osmanlı padişahları içerisinde ayrı bir yeri vardır.
Ancak ideolojik sebeplerle olsa gerek, hak ettiği yeri -maalesef- alamamıştır.
Ancak şurası unutulmamalıdır ki, 8 senelik padişahlığı devrindeki ilim ve fendeki tekâmül kadar fütuhatta da kimsenin hayal edemeyeceği hudutlara ulaşmıştır.
Zannederim Osmanlı Türk tarihindeki hak ettiği yeri alamamasının sebebi; ehli sünnet itikadını tavizsiz tatbik etmesinden kaynaklanmaktadır.
Bu sebeple günümüzün bazı ideolojik taraftarları, sevilmemesi için var gücüyle çalışmışlardır.
Bazı kesimlerin de ırkçı tutumu buna ilave edilirse mesele vuzuha kavuşacaktır.
Mamafih, içimizdeki bir kısım “otoriterler”, Türk Sultanı Yavuz Sultan Selim Han’ı unutturmak isteseler de hakkaniyetli ecnebi tarihçiler bizim gibi düşünmüyor.
Derin Tarih dergisi 36. özel sayısını Yavuz Sultan Selim Han’a ayırmış.
Bu özel sayıda Yale Üniversitesi’nden Prof. Alan Mikail ile mülakat gerçekleştirilmiş (Mülakatı Özlem Kocukeli yapmış).
Türk Sultanı ile alakalı ezber bozan ifadeler serdeden Prof. Alan Mikail’den bazı bölümleri nakletmek istiyorum.
Bizi ırkçılıkla, taraflı olmakla suçlayanlar çıkabilir. Ama batılı biri bir şey söylediğinde batıcılar, belki ikna olur!
Yale Üniversitesi ‘nden Prof. Alan Mikail’ın mülakatta söylediklerinden bazı bölümleri arz ediyorum.
1. Bugün bildiğimiz dünyayı Osmanlı İmparatorluğu kurdu.
2. Osmanlı tarihinin olduğu kadar dünya tarihinin de dönüm notalarından biridir.
3. 15. Ve 16.yüzyılda İslam ve Osmanlılar dünyadaki merkezî ve önemli güçlerdi. İslâm’ın “modern dünyanın inşası” tarihlerimizde yer almaması, muazzam siyasî sonuçları olan bir hatadır ve tamamen bizim hatamızdır.
4. Sultan Selim’in fetihleri, Ortadoğu ve Akdeniz’in kaderini belirleyerek Osmanlı tarihindeki en görkemli hükümdarlarından biri olmasını sağlamıştır.
5. Süleyman’dan çok -aslında imparatorluğun altı asır boyunca tahta çıkan 35 padişahın hepsinden çok- Sultan Selim Osmanlı İmparatorluğu’nu küresek ve siyasi ve askerî güce dönüştürmüştür.
6. Selim’in dünya sahnesine yansıyan engin gölgesinden buna yana geçen 500 yıl içerisinde, günümüzün Ortadoğu ve Akdeniz dünyasının konturları büyük ölçüde onun kurduğu şekilde kalmıştır ve onun birleştirdiği kıtaların tarihleri onun ilk kez açtığı yolları izlemeye devam etmektedir.
7. Süleyman’dan çok Sultan Selim, Osmanlı tarihindeki en muhteşem padişahtır.
8. Bana göre İstanbul (Konstantinapol) şu veya bu şekilde fethedilecekti. Bu yüzden dürüstçe söylemek gerekir ise, 1453 yılının yaşanması birçok açıdan kaçınılmazdı. Ancak imparatorluğu gerçekten değiştiren ve tarihinin geri kalan kısmı boyunca dominant güç haline getiren, 1453 değil, 1516-1517’dir.
9. Bu yüzden yine tekrarlıyorum ki, bu başlangıç noktasını anlamak çok ama çok önemlidir.
10. Sultan olarak imparatorluğu kendisinden önceki liderlerin hepsinden daha fazla genişletti. İmparatorluğu 20. Yüzyıldaki çöküşüne kadar koruyacağı şeklini kazandırdı.
Prof. Alan Mikail’ın bu fikirlerine destek olması açısından iki hadiseyi nakledeceğim.
Böylece mevzu, biraz daha billurlaşır.
Yavuz Sultan Selim Han, sadeliği çok severdi. Mütevazı idi.
Kibr-i gururdan eser yoktu.
Şatafattan hiç hoşlanmazdı.
Bu kabil işlerle iştigal edenlere de çok kızardı.
Okumayı, araştırmayı, tetebbu etmeyi daima kendine şiar edinmişti.
Yavuz Sultan Selim Han’ın uykusu çok az olduğundan, çoğu geceleri kitap okumakla geçir ve süse asla heves etmezdi.
Bazı yakınları kendisinin bu sade giyinişini tenkid eder gibi konuşup bunun sebebini sorduklarında:
“Vezirlerin ve komutanların resmi giysiler giymeleri, padişahlarını yükseltmek içindir. Biz kimi yükselteceğiz ki o külfete katlanalım” diyerek tevazuunu ortaya koymuştu.
1. “Devlet İdaresine rüşvetle girilmez”
Mısır Seferi esnasında hazineden para yetişmediği için zengin birisinden borç alınmıştı.
Hazineden para gelince, ordu defterdarı borç veren kişiyi çağırtıp borcunu ödedi.
Lakin adam, şöyle bir teklifte bulundu:
''Devletin sayesinde servetim çoğaldı. Dünyada bir oğlumdan başka kimsem yoktur. Verdiğim parayı hazineye bağışlıyorum. Buna karşılık, oğluma devlet kapısında bir iş ihsan olunsun'' diyerek bir teklifte bulunur.
Defterdar, o kişinin isteğini Padişah'a arz etti.
Fakat Yavuz Sultan Selim Han öfkeyle bağırdı ve:
''Bana böyle kanunsuz bir teklif getirdiğin için, yüce ecdadımın ruhlarına yemin ederim ki, seni de teklif sahibini de katlettirirdim. Fakat, 'Sultan Selim parasına tama ettiği için bezirganı ve defterdarı katletti' demelerinden çekinirim. Tez bezirganın parasını verin ve bana bir daha kanuna uymaz şeyler getirmeyin'' der.
Bezirganın bazı tarih kitaplarında kaydedildiğine göre, bir Yahudi olduğu anlaşılmış ve devlet merkezinden uzaklaştırılmıştır.
(Kaynak: Koçi Bey Risalesi’nden naklen, Ahmet Rasim, Osmanlı tarihi, I, İstanbul 1326, shf.343.)
2. “Haram yiyen bir ordu ile beldelerin fethi mümkün olmaz”
Orduy-ı Hümâyûn, Osmanlı Devleti’nin mümtaz bir vasfıydı.
Ordu geleneğinden gelen Osmanlı-Türk Devleti, ordunun disiplinine, ahlaki yapısına; o zamanki şartlar gereği fetihlerin devamlılık arz etmesinden dolayı, ordunun bulunduğu ve geçtiği yerlerdeki hal ve hareketine azami hassasiyet gösterilir idi.
Yavuz Sultan Selim Han da bu hassasiyet üzerinde en çok duran padişahlarsan biriydi.
Bir gün, Orduy-ı Hümâyûn Mısır seferine gidiyordu. İlk dinlenme Gebze yakınlarında verildi.
Ordunun geçtiği yollar bağlık-bahçelik idi. Asmalar salkım salkım üzümlerle, ağaçlar kırmızı elmalarla doluydu.
Yavuz Sultan Selim Han:
“Acaba askerim sahibinden izinsiz üzüm ve elma koparıp yer mi?” diye kendi kendine düşüncelere daldı.
Bir müddet bu düşüncelerle tereddüt içinde kaldıktan sonra, yeniçeri ağasını çağırdı ve:
“Ağa! Fermanımızdır. Bütün yeniçeri, sipahi ve azap askerlerinin heybeleri yoklansın. Heybelerinden bir elma ve bir üzüm salkımı çıkan asker, derhal huzurumuza getirilsin” diye emretti.
Yeniçeri ağası derhal harekete geçerek, saatlerce heybeleri araştırdı.
Daha sonra Sultan Selim Han’ın huzuruna gelerek:
“Hünkarım; askerin heybelerini araştırdık Üzüm veya elma bulamadık. Asmaları ve elma ağaçlarını inceledik koparılma izine rastlamadık” dedi.
Bu habere Sultan çok sevindi.
Üzerindeki ağırlık ve zihnindeki düşünce kalkmıştı. Sonra ellerini açarak:
“Allah’ım! Sana sonsuz hamd ü senalar ederim. Bana haram yemeyen ordu ihsan eyledin. Eğer askerlerim içinde bir tek kimse, sahibinden izinsiz bir meyve yese idi, Mısır seferinden vazgeçerdim” dedi.
Sonra yeniçeri ağasına:
“Çünkü ağa! Haram yiyen bir ordu ile beldelerin fethi mümkün olmaz” dedi.
(Kaynak: Hoca Sadeddin Efendi, Tâcü’t-Tevârih, II, sh.,352-353 (Nak. Ö. F. Yılmaz, a.g.e., sh. 116-117)}