Bazı isimler vardır ki, yalnızca bir insanın değil, bir davanın, bir mücadelenin ve bir neslin şanlı hatırasını taşır. Fırat Yılmaz Çakıroğlu da işte öyle bir isim… Üniversite sıralarında kalem tutarken aynı zamanda vatanı için mücadele eden, ilimle yoğrulmuş bir ülkü eri…
Fırat kardeşimin babası, Fuat amca ile bir sohbetimiz oldu. Gözleri dalgın ama içi heyecanla doluydu. Bana rüyasını anlattı, yüreğime işledi her kelimesi. “Oğlumu Kâbe’ye taş örerken gördüm” dedi. Bir baba için hem tarifsiz bir hüzün hem de büyük bir onur… Peygamber Efendimize komşu olmak, ilim ve iman yolunda şehadetle yücelmek… Fırat’ın gözlerindeki bakışı unutmadığını söyledi Fuat amca. Biz de unutmadık, unutmayacağız!
Fırat, Ege Üniversitesi’nde sadece bir öğrenci değildi; ülkücü gençliğin simgesiydi. O, ülkücü hareketin fikir babalarından devraldığı kutlu mirası omuzlarında taşıyan bir dava adamıydı. Kitaplarıyla, bilgisiyle, azmiyle bu milletin yarınlarını aydınlatmak isteyen bir ışık, bir ilim neferiydi. Ancak onu bu vatana faydalı bir genç olarak görmek istemeyen hainler, kahpece bir pusuyla onu şehit ettiler.
Ama yanıldılar! Çünkü Fırat ölmedi, bizlerin yüreğinde yaşıyor. Onun davası, ülkücü teşkilatların her köşesinde yankılanıyor. Ortaöğretimden üniversite teşkilatlarına kadar her ülkücü genç, Fırat’ın emanetiyle yürüyor. O, ilk ülkücü şehit değildi ve son da olmayacak! Çünkü bu mücadele, “20 kişi kalsak da, 30 kişi kalsak da” sürecek!
Fırat’ın hayali, bilimle, ilimle, irfanla yükselen bir Türkiye’ydi. Üniversitelerimizin terörden arınmış, fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştiren ilim yuvaları olmasıydı. Bizler onun hayalini yaşatacağız!
Ey Fırat! Sen sadece toprağa düşen bir beden değilsin, sen bir neslin vicdanısın! Sen, Türk milletinin onuru, ülkücü hareketin şeref madalyasısın! Şehadet merteben kutlu olsun, nur yüzlü şehidimiz!
Ruhun şad, mekânın cennet olsun!