Zamansızlık…
Bu kelime, bazı insanlar ve bazı eserler için çok yerinde bir tabir bence. Bu hafta köşemizde karşınıza bu ifadeyi sonu kadar hak eden bir yazar ve kitabı ile geldim. Mensup olduğu devletin ve milletinin bozkır kültürüne, evrensel insani değerlerine, örf ve adetlerine hakim olan, halkını yakından tanıyıp gözlemlerini en ince ayrıntısına kadar ve gerçekliğiyle yansıtan bir yazardır o. Kim mi? Dünyaca ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov…Ben, kendi adıma çok hayıflanıyorum Aytmatov’u geç tanıdığım için. Ancak geç de olsa tanıdığım ve bu okuma lezzetini tattığım için de mutluyum. Onu ve kitaplarını çok sevdim. Neden mi?
Esaret altında bir millet…
Sovyet yönetimi altındaki halkın savaş sonrası yıkımını, savaşmaya zorlanan gencecik evlatların şehitlik mertebesine yükselmesini, geride kalanların yokluk ve çaresizlikle mücadelesini, Tolgonay ananın üç evladını bir de eşini kaybetmesiyle yaşadığı kederi yüreğinde hisseden sonra da enfes bir anlatı ile okurlarına aktaran büyük bir yazar çünkü o. Epik ve masalsı dili, büyülü gerçekçiliği kullanmadaki ustalığı ile “zamansız” bir yazar Aytmatov.
Bu haftaki kitabımız ise onun, savaş yıllarının yoksulluğunu, çirkinliğini, evlat acısı çeken bir ananın ızdırabını ve vatanın gerçek sahibi “Toprak Ana”nın azizliğini, onun kadim zamanlardan günümüze kadarki şahitliğini ve ana şefkatini, milletinin maneviyatını derinden işleyen kitabı Toprak Ana.
Tolgonay (Dolunay) ve Toprak Ana’nın yıllar sonra tekrar buluşması…
Tolgonay; yıllar sonra can dostu, dert ortağı Toprak Ana’yı yaşanan onca ızdıraptan, verilen kayıplardan sonra ziyaret eder, geçmişe doğru bir yolculuk yaparak dertleşirler. Birbirlerinin yaralarını iyileştirir, merhem olurlar. Çünkü ikisi de her şeyin canlı şahididir. Kader birlikleri vardır.
“Kaldır başını Tolgonay, topla kendini.
Zaten başka ne yapabilirim ki, sevgili Toprak Anam, kendimi toplamaya çalışacağım elbet. Sen o günü hatırlıyor musun?
Hatırlıyorum… Ben hiçbir şeyi unutmam Tolgonay. Bu dünya var olalı beri bütün çağların bütün yüzyılların izlerini taşıyorum ben. Tarih kitaplara sığmaz.Ve senin hayatın, o da benimledir.Yüreğimin içindedir.Seni dinliyorum, bugün senin günün”
Güzeller güzeli Tolgonay ve onu canından çok seven Suvankul…
Çalışmaktan asla korkmayan, sabah gün doğmadan işe başlayıp gün dönünceye kadar hiç durmadan tarlasını, toprağını emek emek işleyen birbirileri için her zorluğa göğüs geren iki aşık genç.
Yıl 1939, II.Dünya Savaşı, Kırgızistan’da küçük bir köy.
Tolgonay ve Suvankul severek evlenirler. Üç tane aslan gibi erkek evlatları olur. Topraklarını işlerler, köy şartlarında ellerindekilerle mutlu olmaya çalışırlar.
“Suvan ne zaman mutlu olacağız?
Toprak ve su insanlar arasında eşit dağıtılınca, kendi tarlamız olunca, kendi tarlamızı sürüp kendi ürünümüzü kaldırınca.” Mutluluk bu insanlar için o şartlarda bu kadar basit, bir o kadar da zordu.
Günler, yıllar geçer evlatları büyür, oğullarından en büyüğü Kasım da sevdiği ile evlenir. Evlerine güzeller güzeli, iyi huylu Aliman gelin gelir. Aliman gelin değil; Tolgonay’ın öz evladından biridir. Ömürleri boyunca Tolgonay ve Aliman, ana kız gibi geçinir. Ancak bu huzurları uzun sürmez. Savaş davulları çalmaya başlar. Önce Tolgonay’ın iki oğlunu sonra canından çok sevdiği eşini en sonunda da en küçükleri Caynak’ı askere çağırırlar. Çok geçmez önce Kasım ve babası Suvankul’un hemen ardından da Marselbek’in şehit haberi gelir. En küçük oğlu Caynak’ın ise akıbeti bilinmez. Tolgonay hem evlat ve eş acısını çekerken bir yandan da yoklukla savaşmaktadır. Köyün topraklarının ekilip biçilmesi, köylünün iş bölümünün yapılması eşinden sonra Tolganay’ın görevidir. Köydeki hasta ve yaşlılar dışında bütün erkekler askere alınmıştır. O yıllar çok zorlu, acı dolu ve yoklukla geçer.Bir avuç buğdaya muhtaç kalırlar.Erkekler cephede savaşırken kadınlarda geride yaşam mücadelesi vermektedir.
Toprak Ana, sadece bir savaşa giden askerlerin hikayesi değildir. Savaşın yoksul ve yalnız halkın hayatında yarattığı yıkım, sevdiklerini kaybetmenin verdiği derin acılar anlatılmaktadır.Açlıkla, yoksullukla mücadele ederken bile umudunu kaybetmemeyi,birlikte hareket edip, dayanışma içinde olmayı dostluğu ve kan bağı ile değil can bağı kurulan kardeşlikleri çok etkileyici işlemektedir.Biz de onlarla güneşin bağrında çalışıyoruz.Biz de onlarla bir lokma ekmeğimizi paylaşıyoruz.Çünkü o lokmada emek var sabır ve sevgi var.
Bunların çok ötesinde kitabın en önemli odak noktası bana göre “KADIN” olmak. Toprak Ana, tarihin şahitliğini yaparken Tolgonay, gücün ve iradenin, Aliman sadakat ve vefanın, Ayşe Kadın ise zor günlerin destekçisi olarak birer semboldür. Gerçek hayatta da olduğu gibi kitaba yön veren; yılmayan, yorulmak nedir bilmeyen,asla isyan etmeyen, fedakar ve korumacı güçlü kadınlardır.Hepsi birer savaşçıydı.Benim yüreğime dokundu.Her satırını tüylerim diken diken, ayrıca bir kadın olarak gurur duyarak okudum.Bir kitap, sade bir dille ve candan ancak bu kadar güzel yazılabilir bir erkeğin gözünden. Harikaaa! Sizler de Cengiz Aytmatov ile henüz tanışmadıysanız buyurun efendim, yazarın diğer sevilen kitapları “Beyaz Gemi, Gün Olur Asra Bedel, Cemile” de çok okunanlar arasında. Ama bunlar içinde Toprak Ana enfes bir seçim olur diyebilirim. Gerçek bir eser okumak isteyenlerin asla pişman olmayacağı “zamansız” bir kitap tavsiyesi sizlere…
Merak edenlere keyifli okumalar…
ALINTILAR:
"İyilik, yola düşen, yoldan toplanan bir şey değildir. Tesadüfen ele geçen bir şey değildir. İnsan iyiliği ancak başka bir insandan öğrenir."
“Hiçbir şan hiçbir şeref onu bana getirmez ki.Şan ve şerefin böylesini hiçbir ana hayal etmez.Analar, evlatlarını yaşasınlar, gülsünler, mutlu olsunlar diye doğurur.”

Kitabın Yazarı: CENGİZ AYTMATOV
Kitabın Basıldığı Basımevi yıl ve Tarih: 1.Baskı 1995, Ötüken Yayınları, İstanbul
Kitabın sayfa sayısı:135