Hayat bazen insana çok şey öğretiyor.
Kimi zaman güldürüyor, kimi zaman yoruyor. Bazen her şey yolunda gidiyor, bazen de insanın üstüne üstüne geliyor. İşte tam da böyle zamanlarda insan şunu daha iyi anlıyor:
Hiçbir hâl sonsuz değildir.
Bugün çok büyük gördüğümüz bir sıkıntı, yarın dönüp baktığımızda küçücük bir hatıra olabiliyor. Bugün bizi üzen bir mesele, zaman geçince önemini kaybediyor. Aynı şekilde bugün yaşadığımız güzel günler de sonsuza kadar sürmüyor.
Onun için hayatı ertelememek lazım.
Biz insanlar nedense sürekli bir şeylerin düzelmesini bekliyoruz.
“Şu iş bitsin, rahat edeceğim.”
“Şu sıkıntı geçsin, mutlu olacağım.”
“Biraz daha zamanım olsun, kendime vakit ayıracağım.”
Derken günler geçiyor, aylar geçiyor, yıllar geçiyor.
Sonra bir gün dönüp baktığımızda, beklediğimiz o hayatın aslında çoktan yaşanıp gittiğini görüyoruz.
Benim düşüncem şu:
Bırak her şeyi, biraz da yaşa.
Korkuyorsan kork.
Üzülüyorsan üzül.
Ama korkunun da üzüntünün de seni esir almasına izin verme.
Çünkü hayat yalnızca güzel günlerden ibaret değil. İnsan bazen acıyı da yaşayacak, sıkıntıyı da görecek. Önemli olan bütün bunların içinde kendini kaybetmemek.
Düştüğünde kalkabilmek…
Canın yandığında sabredebilmek…
Her şey kötü giderken bile yarının daha güzel olabileceğine inanabilmek…
Asıl mesele bu.
Hayatın ne getireceğini hiçbirimiz bilmiyoruz.
Bugün yanımızda olan yarın olmayabilir.
Bugün konuşabildiğimiz bir insanı yarın aramak isteyip bulamayabiliriz.
Bu yüzden sevdiğimiz insanları ihmal etmemek gerekiyor.
Bir dostu aramak için özel bir gün beklememek lazım.
Annenin, babanın sesini duyabiliyorsan ara.
Bir dostunla oturup çay içebiliyorsan iç.
Gülebiliyorsan gül.
Seviyorsan söyle.
Çünkü zaman, insanın elinde tuttuğunu sandığı ama aslında en hızlı kaybettiği şey.
Bir de insanın herkesi memnun etmeye çalışması var.
Kim ne der?
Kim ne düşünür?
Acaba yanlış anlaşılır mıyım?
Bunları düşünmekten kendi hayatımızı yaşayamaz hâle geliyoruz.
Elbette insan yaptığı işin, söylediği sözün hesabını bilmeli. Kimsenin hakkına girmemeli, vicdanını kirletmemeli.
Ama bunun dışında biraz da kendisi için yaşamalı.
Çünkü günün sonunda herkes kendi yoluna gidiyor.
Makam geçiyor.
Para geçiyor.
Alkış geçiyor.
Kızgınlık geçiyor.
Kırgınlık geçiyor.
Bugün çok önemli sandığımız nice şey, birkaç yıl sonra hiçbir anlam ifade etmiyor.
Geriye ise insanın gönlünde kalanlar kalıyor.
Kime iyilik yaptın?
Kimin elinden tuttun?
Kimi gerçekten sevdin?
Arkanda nasıl bir iz bıraktın?
Bence insanın asıl hesabı bunlar olmalı.
Hayat kısa.
Bu yüzden kötü bir gün yaşadığında her şey bitti sanma.
Güzel bir gün yaşadığında da hiç bitmeyecek zannetme.
Her şeyin bir vakti var.
Her şey geliyor ve geçiyor.
O yüzden benim kendime de, okuyana da söylemek istediğim tek şey şu:
Bırak biraz her şeyi.
Yarın ne olacak diye bugünü tüketme.
Korkuyorsan yine de yürü.
Üzülüyorsan yine de umut et.
Seviyorsan söyle.
Gülebiliyorsan gül.
Ve sana verilen ömrü sürekli bir şeylerin düzelmesini bekleyerek geçirme.
Çünkü bu dünyada değişmeyen tek gerçek belki de şudur:
Hiçbir hâl sonsuz değildir.