İnsanoğlu gerçekten garip bir yaratık…
Dün söylediğinin tam tersini bugün söyleyebiliyor. Dün savunduğunun karşısında bugün hiç utanmadan durabiliyor. Söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmuyor. Bir gün “asla” dediğine, ertesi gün “neden olmasın” diyebiliyor.
Oysa insanın bir duruşu olmalı.
Bir sözü, bir çizgisi, bir vicdanı olmalı.
Ama kime anlatıyorsun?
Bazı insanlar vardır; verdiği sözün arkasında ömrünün sonuna kadar durur. Bedeli ne olursa olsun eğilmez, bükülmez. Çünkü onların gözünde insanı değerli yapan sahip oldukları değil, sahip oldukları değerlerden vazgeçmemeleridir.
Bazıları ise para uğruna her şeyi değiştirebilir. Dün söylediklerini bugün inkâr edebilir. Dostunu, inancını, onurunu, hatta bazen kendi ruhunu bile üç kuruş uğruna satabilir.
Hangisi doğru?
Belki de bunun tek bir cevabı yok. Herkesin kendine göre bir hayat anlayışı, bir hesabı, bir bahanesi var. Kimi dünyayı mal mülk biriktirmek için yaşar, kimi ise geride güzel bir isim bırakmak için…
Ama benim bildiğim ve inandığım çok basit bir gerçek var:
Bu dünyaya çıplak geldin.
Ne cebinde bir servet vardı, ne de sırtında bir makam. Bir annenin kucağında, hiçbir şeyin sahibi olmadan geldin bu hayata.
Ve bir gün yine hiçbir şeyin sahibi olmadan gideceksin.
Üzerine belki bir kefen örtülecek, bedenine son kez bir pamuk değecek. Ardından kapılar kapanacak ve sen, hayat boyunca “benim” dediğin her şeyden ayrılacaksın.
Evlerin kalacak.
Paran kalacak.
Makamın kalacak.
Araban, toprağın, hesabın, kasan kalacak.
Sen gideceksin.
Geriye bıraktıklarını ise çocukların, akrabaların ya da başkaları paylaşacak.
İşte insanın en büyük yanılgısı burada başlıyor:
Ömrünü, sonunda yanında götüremeyeceği şeyleri biriktirmek için tüketiyor.
Daha fazla para…
Daha büyük ev…
Daha yüksek makam…
Daha çok güç…
Ve bütün bunların uğruna bazen kendinden eksiliyor. Vicdanından, dostluğundan, sevgisinden, sözünden ve en sonunda insanlığından vazgeçiyor.
Oysa hayatın sonunda herkes aynı yere varacak.
Zengin de, fakir de…
Güçlü de, güçsüz de…
Ünlü de, unutulmuş olan da…
Toprak kimsenin servetine bakmayacak.
Belki de asıl mesele ne kadar kazandığın değil; kazanırken kendinden ne kadar kaybettiğindir.
Çünkü insanın bu dünyadan götürebildiği hiçbir şey yok.
Ama geride bıraktığı bir şey var:
İsmi, Sözü, Duruşu ve İnsanların kalbinde bıraktığı iz.
Gerisi gerçekten üç günlük dünya…
Ve insan, sonunda her şeyini bırakıp giderken, keşke en çok kendini kaybetmemiş olsaydı.