Bizde “istemezükçüler” diye bir kesim var.
Bunlar her yeniliğe karşı çıkmışlardır.
Yeniliğin ne olduğunu bile anlamadan…
Meselâ enerji konusundaki muhaliflikleri…
Güya çok çevreciler…!
Rüzgâr enerji sistemine (RES) karşıdırlar…
Güneş enerji sistemine (GES) muhaliftirler…
Jeotermal enerji sistemini (JES) zinhar doğru bulmazlar…
Suların önüne kurulan barajlar zaten çevreyi tahrip ediyor.
Nükleer, hepten en büyük çevre düşmanı…
Dolayısıyla nükleer enerji hak getire…
Vs… vs… vs…
***
Şu bir hakikattir:
Nükleer teknoloji, ülkemizde yıllarca tabu olarak görüldü.
Her daim öcü gibi gösterildi.
Uzak durulması gereken bir “drakula” olarak zihinler iğdiş edildi.
Türk halkına,“şeytanmış” gibi yıllarca belletildi.
Öyle bir algı meydana getirildiki nükleer enerji bahsi geçtiğinde karşı çıkanlarda dehşetengiz bir hava oluştu.
Korkulması, uzak durulması gereken bir teknoloji olarak kabul edildi.
Böyle olması sağlandı.
Olgular üzerinden değil algılar üzerinden muhalefet oluşturuldu.
Karşı çıkanların çok büyük kısmı nükleer enerji hakkında en ufak bir bilgiye bile sahip değildi.
Pekiyi işin aslı öyle mi?
Elbette değil.
Ancak ülkemizdeki nükleer enerji taraftarları, “istemezükçülerin” sesini bir türlü bastıramadı.
Yaygara çıkaranlara karşı direnemedi.
Bunun en başta gelen sebebi, sistemli ve somut verilerle nükleer teknolojinin savunulamamasıdır.
Bu husus es geçilecek bir konu değildir.
İster “istemezükçüler” olsun…
İster bilgi sahibi olmadan algı ile muhalefet edenler olsun…
Muhalif unsurların ikna edilmesi esastır.
Bu konu üzerinde yoğunlaşılmalıdır.
Bıkmadan, usanmadan anlatılmalıdır.
Gerekçeler, bilimsel veriler ışığında, bütün vasıtalarak kullanılarak karşı çıkanların ikna edilmesi yoluna gidilmelidir.
***
Hakikaten “istemezükçülerin” dediği kadar uzak durulması gereken bir teknoloji midir nükleer enerji toknolojisi?
O vakit sıkmadan, akademik ayrıntıya girmeden şunları ifade edelim; kâfidir.
***
1. Nükleer Enerji, Devlet politikası haline gelmelidir. Hangi iktidar olursa olsun bu hususta taviz verilmemelidir. Nükleer enerji, nükleer elektrik üretimi, enerji temin güvenliği açısından bir seçenek olmaktan öte bir zorunluluk haline gelmiştir.
***
2. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol şöyle diyor: 'Nükleer tesislerimi kullanmayacağım', 'nükleerin payını azaltacağım' diyen ülkeler tamamıyla fikir değiştirdi. Kimdi bu ülkeler? Mesela Japonya, mevcut santrallerini tekrardan işletmeye almaya başladı. Güney Kore ve İsveç de aynı politikayı izliyor. Yeni nükleer santraller hemen hemen birçok ülkede yapılmaya başlandı. Bunun başını da Çin çekiyor. Fransa, Polonya, Türkiye ve Amerika'da da konvansiyonel yeni nükleer santraller yapılıyor. Birleşik Arap Emirlikleri'nde de yeni bitti.
Biz 2025-2026 yıllarında dünya nükleerden elektrik üretiminin şimdiye kadarki en yüksek seviyeye çıkacağını düşünüyoruz.”
(Kaynak: https://www.yenicaggazetesi.com.tr/uluslararasi-enerji-ajansi-baskani-birol-nukleer-enerji-geri-donuyor-788125h.htm).
***
3. Dünya’daki mevcut konjonktürde, nükleer enerji ve teknolojilerinin, teknoloji planlamalarını akılcı bir şekilde başarabilen gelişmiş ülkelerde toplandığı görülmektedir. Bir Avrupa ülkesi olan İsveç elektrik üretiminin % 40’tan fazlasını nükleer enerjiden karşılamaktadır. Nükleer teknoloji transferini çok başarılı bir şekilde gerçekleştiren ülkelerin başında Güney Kore gelmektedir.
***
4. Nükleer enerji ülkenin enerji açığını kapatabilecek bir imkândır. Güneş ve rüzgâr enerjisi ya da biyomas gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının hiç birisi bu büyüklükteki bir enerji açığını kapatmak için yeterli değildir. Fosil ve hidrolik kaynakların sınırlılığı ve çevre etkileri de göz önüne alındığında, enerji açığının nükleer enerjiden yararlanarak kapatılması en uygun çözümdür.
***
5. Türkiye yüksek bir teknoloji olan nükleer teknolojiye mutlaka hâkim olmalı ve mâkul bir zaman dilimi içinde, kendi reaktörlerinin önemli bir bölümünü kendisi yapabilecek teknolojik düzeye ulaşmalıdır.
***
6. Türkiye toryum rezervi bakımından Dünyâ'nın 2. ülkesidir. Bu olağanüstü büyük imkânın kaybedilmeden değerlendirilmesi ülkenin geleceği için hayatî bir meseledir. Toryumun gelecekte önemli bir yakıt kaynağı olacağı göz önünde bulundurulduğunda toryumlu yakıtların ve reaktörlerin teknolojisine mutlaka hâkim olmamız gerekmektedir. Bu bakımdan bu yönde kesin ve kararlı bir siyâsî irâde ortaya konulmalıdır.
***
7. Türkiye'nin, enerji ihtiyâcı her yıl bir öncekine oranla, % 10 civârında artmaktadır. Bu ise her 7 yılda bir, ülkenin enerji ihtiyâcının ikiye katlanması demektir. Güneş ve rüzgâr enerjisi ya da biyomas gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının hiçbiri bu büyüklükteki bir enerji açığını kapatmak için yeterli değildir.
***
8. Öngörülen bu açığın, ekonomik olduğu, sürekli enerji üretim güvencesi sağladığı ve diğer alternatiflere kıyasla, büyük güçlerde kurulabildiği için nükleer enerjiden yararlanarak tedrîcen kapatılması yegâne çözüm olarak gözükmektedir.
* **
10. Ülkemizin savunması açısından meseleye bakıldığında şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır:
"Nükleer Silâhların Yayılmasını Önleme Antlaşması"nı (İngilizce kısaltması: NPT) bugüne kadar 188 devlet tarafından imzâlanmış, Türkiye ise 28 Ocak 1969'da imzâlamıştır. Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi bunu ancak 17 Nisan 1980'de onaylamıştır. Buna göre, Türkiye gerek kendi milletine ve gerekse diğer uluslara karşı, nükleer silâh üretmeyeceğini ve nükleer silâh üreten ülkelere de yardım etmeyeceğini resmen taahhüt etmiş bulunmaktadır. NPT'yi şimdiye kadar imzâlamamış olan devletler ise: Hindistan, İsrail, Küba, Pâkistan ve Vatikan'dır.
(Yani biz her şeyi imzalıyoruz..!)
***
11. Muhammed El Baradey ( Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı eski başkanı) 12 Ocak 2006'da Newsweek dergisinde yayınlanan bir beyânatında: "üç yıldır İran'da ciddî denetimler yapmaktayız; ama üç yıldan sonra bile hâlâ İran’ın nükleer programının yalnızca sulhçu amaçlara mı yönelik olduğu konusunda bir hükme varabilecek durumda değilim" demektedir.
Pekiyi bu hususta Türkiye nerede durmaktadır?
Bu konu çok ama çok önemlidir.
Milli savunma sistemimiz, caydırılık açısından bu teknolojiye acilen sahip olması lazımdır. Bu tercih değil; mecburiyettir. Tıpkı enerjide olduğu gibi…
Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesinin hayata geçmesi güçlü bir savunma sistemiyle mümkündür.
***
Sonuç olarak son dönemde dünyada yaşanan gelişmeler, en geniş anlamıyla uluslararası güvenlik ve milli güvenlik kavramını hızla değiştirmektedir.
Stratejik değişimlerin birinci derece yaşandığı bir bölgenin ortasında olan Türkiye’nin, enerji alanında kabul edilebilir oranların çok üzerine çıkmış olan dışa bağımlılığı, uluslararası ilişkilerde ve milletimizin huzur ve refahı açısından sosyal ve ekonomik kırılganlık tehdidi içermektedir.
Nükleer enerji gibi güvenilir bir temin seçeneğine sahip olmak, Türkiye’nin hem uluslararası arenada, hem de iç politikada daha güçlü etkinlik ve siyaset üretmesini sağlayacaktır.
Nükleer enerji, geniş rezerv potansiyeline sahip bir kaynaktır.
Olağan çalışma şartları altında çevreye sera etkisi yapacak gazlar salınmamaktadır.
Nükleer enerji üretimi, madenciliğinden atık yakıtın depolanmasına kadar yakıt döngüsünün tamamından sorumlu olan tek enerji üretim sürecidir.
Bu sebeple sürdürülebilir kalkınmanın vazgeçilmez unsuru olarak öne çıkmaktadır.
Dolayısıyla, bir devlet politikası olarak yürütülmesi gereken bu sürecin, kazanmış olduğu ivme ve ivedilikten kopmadan süratle neticelendirilmesi millet ve devletimiz açısından hayati bir öneme sahiptir. Bu teknolojiyi ülkemize kazandırmak, gelişmemize, refahımıza, enerji hürriyetimize, güvenliğimize ve dolayısı ile hâkimiyetimize yapılabilecek hizmetlerin en büyüklerinden biri olacaktır.
Özün özü: “İstikbalimiz olan Nükleer Enerji, Devlet Politikası olmalıdır.”
Vesselam.
Bu hususta ilmî açıdan faydalı olabilecek kaynaklar:
https://ozemre.com/mektuplar/nukleer-teknoloji-secenekten-ote-bir-zorunluluktur)
https://ozemre.com/makaleler/iran-islam-cumhuriyetinin-uranyumu-zenginlestirmesi-hakkidir-ama
https://ozemre.com/makaleler/yeni-nukleer-enerji-kanunu-turkiyeyi-nereye-goturur
https://ozemre.com/sites/default/files/enerjisurasinuk_en_kom_rap.pdf